***ERGENLİKTE CİNSELLİK

4/1/2009

Cinsellik, bireyin karşı cinsle yakınlaşması ve bu yakınlaşmanın sonucu olarak bedensel ve duygusal anlamda doyuma ulaşması şeklinde tanımlanmaktadır. Cinsellik sadece fizyolojik gelişimle ilgili olmayıp duygusal ve zihinsel gelişimle de yakından ilgilidir.

 Cinsellik, duyguların ve zekânın birlikte kullanılmasını gerektirir. Duygusallık kendimize ve çevremizdeki diğer insanlara karşı hissettiğimiz olumlu duygu durumudur. Çevremizdeki diğer insanlarla aramızdaki bağı güçlendirir. Zekâ ise düşünmeyi, yorum yapmayı, olaylar arasında bağ kurmayı, seçenekler oluşturmayı, neden sonuç ilişkilerini anlamayı ve uygun tercih yapma özelliğini güçlendirir.

Zekâ ve duygunun birlikte bulunması, insanı diğer canlılardan ayıran önemli bir özelliktir. İnsanın cinsellik anlayışı, ancak o zaman hayvanlarda bulunan cinsel içgüdüden  farklı olarak duygu ve düşüncelerin ortaklaşa yer aldığı bir hale gelir.

Çocuklukta başlayan cinsellik kavramı, ergenlik dönemi ile birlikte son şeklini alır. Ergenlik döneminden sonra çocuğun cinsel özellikleri kolay kolay değişmez. Önemli olan çocukluktan itibaren sağlam temelleri oluşturmaktır

 

Cinsel gelişme insan gelişiminin önemli bir parçasıdır. Genellikle, özellikle ergenlikten söz edilirken biyolojik terimlerle anlatılır. Genç insanlar biyolojik (cinsel) olgunlaşmalarını sembolize eden fiziksel değişiklikler geçirirler. Bu değişikliklerle birlikte dokunma, görme ve düşünme ile yeni duygular ortaya çıkar. Bir kimsenin cinselliğinin nasıl şekilleneceğini işte bu değişimlere yüklenen anlamlar belirler. Bu anlamlar cinselliğe verilen duygusal ve fiziksel tepkiler üzerinde etkili olur. Ayrıca aktivite ve kimlik genç insanların cinselliklerine ilişkin olarak verdikleri kararlar üzerinde de önemli rol oynar.

 

Genç insanların ergenlik çağının başlarında cinselliklerinin farkına varmaya başladığına inanılır. Cinsellik bu dönemde farklı anlamlar taşımaya başlar. Daha karmaşık hale gelir çünkü bir oyun olarak görülemez veya tecrübe edilemez olur. Bu dönemde genç insanlar cinselliği ve cinsel davranışı kendileri için bir şey olarak tanımlamaya hazırdır.

 

Genç insanların cinselliklerine ilişkin doğru bilgiye ihtiyaçları vardır. Kendi cinsel davranışları ve hislerini anlamak için destekleyici bir ortama ve bu deneyimlere kendi yaşamlarında geçerlilik kazandırmaya ihtiyaç duyarlar.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

1.Ergenlikte Bedensel Değişim ve Cinsel Olgunlaşma

4/1/2009

Biyolojik anlamda fiziksel ve cinsel gelişim açısından ergenlik, çocukluk döneminin olgunlaşmamış durumundan yetişkinlik döneminin cinsel olgunluğuna bir geçiş dönemidir. Üreme sistemindeki bu olgunlaşmaya, ergenlerin ikincil cinsiyet karakterlerindeki değişmeler de eşlik eder. Ergenlik dönemde, cinsler arasındaki cinsiyet değişiminden dolayı meydana gelen farklar, başka hiçbir gelişim döneminde bu kadar belirgin değildir.

ERİNLİKTE BEDEN DEĞİŞİKLİKLERİ:

Beden ölçülerinin değişmesi:
-  Boy uzaması.(Çevre şartları elverişli ise çocuk kalıtımla getirdiklerini aşabilir.)
- Ağırlık artması. (Bir şişmanlık dönemidir. Kalça, bacak, karın, boyun ve yanaklar yağ toplama bölgesidir. Erinlik sonunda boy uzadıkça  ve cinsel olgunluk tamamlandıkça şişmanlık kaybolur. Nedeni ise hormonların düzene girmemiş olması, iştahın artması ve düzensiz yemedir. Dönem sonunda %50’ si incelebilir.

Beden oranlarındaki değişiklikler:
Bedenin bütün bölümlerinde büyüme hızı aynı olmadığından oransız bir görüntü ortaya çıkar.Burun,eller, ayaklar, kollar ve bacaklar öncelikle büyürler. Orantısız büyüme sakarlıkları da beraberinde getirir.

Ek cinsiyet özellikleri:
Her iki cinste de ter bezlerinin büyümesi ile terleme artışı bütün vücutta olmakla birlikte  özellikle  koltuk altında ve kasıklarda artar. Derideki yağ bezlerinin fazla çalışmasıyla cilt altında yağ birikimi olur ve özellikle yüzde sivilceler oluşur. Ses telleri değişime uğrayarak özellikle erkeklerde akortsuz bir ses oluşur. Koltuk altı ve genital bölgelerde kıllanma başlar.

Erkeklerde kas ve kemik kütlesi artarken kızlarda kalçalar genişler ve yağ depolanır. Her iki cinste de kaslar gelişir. Erkeklerde göğüs düğümcükleri (meme bezlerindeki geçici büyüme, gırtlakta kıkırdaklaşma) oluşur. Kızlarda memeler gelişmeye başlar.
 Esas cinsiyet özellikleri:
Erkeklerde testosteron hormonunun salgılanmasıyla penis ve testisler büyür ve testisler olgunlaşır. Sperm üretimi başlar. Erkek üreme organları gerekli olgunluğa ulaştıktan sonra gece boşalmaları (ıslak rüyalar) başlar. Cinsel rüyalar, sıkı giysiler, çok örtünmek, kabızlık, idrar torbasındaki fazlalık  nedeni ile olur. Ebeveyn tarafından çocuk bu konuda bilgilendirilerek suçluluk duygusu ve panik engellenmelidir.

Kızlarda ise Overler salgıladığı hormonlarla (östrojen) vajina, rahim ve yumurtalık olgunlaşır. Adetleri  başlatır ve ek cinsiyet özelliklerini düzenler. İlk ay halinden sonra  bir yıl hatta bazen daha uzun bir süre düzensizlikler görülebilir. Erken olgunluğa girenlerde bu dönem uzunca olursa da, geç olgunlaşanlarda oldukça kısadır. İlk ay hallerinde baş ağrıları, sırt ağrıları, kramplar, karın ağrıları, vb. bedensel şikayetler  görülebilir. Bunların etkisiyle kızlar yorgun, huzursuz, sinirli, psikolojik bir çöküntü içinde olabilirler. Ay halleri normale girdikçe bu sorunlar da kaybolur

 

 

 

Ergenliğin İlk Döneminde  (13-14 yaş )

*Büyüme devam eder ama erinliğe göre yavaşlama vardır.
*Daha çok iç organ büyümeleri olmaktadır ve bu da gözle görülür bir biçimde değildir. *Erinlikteki orantısız büyümeler bu dönemde kendilerini düzelterek yetişkin düzeyine ulaşırlar.
*Ek cinsiyet özellikleri yetişkin düzeyine erişir.
*Esas cinsiyet özellikleri hem büyüklük hem de işlev yönünden tam olgunluğa erişmemiştir.
*Kızlarda adet kanamalarının düzene girmesi beklenir.
*Karşı cinse olan ilgi artar.
*Kasların gelişmesi sonucunda kas gücü artar. Ergen hareketsiz kalmayı yeğler.
*İstemli hareketlerin hızı dönemin başından sonuna kadar azalan bir hızla artar (13 yaşında 17 yaşındakinden daha hızlı hareket eder.).
*Erkekler, kızları kas gücü ve hareket hızında geçerler.

Ergenliğin Son Döneminde (17-21 yaş)

* Ergenliğin son döneminde büyüme atılımı yavaş yavaş durur. Bu gelişim ergene kas hareketleri ve çalışmaları arasında ahenklilik sağlar.
*Ağırlık vücuda orantılı bir biçimde dağıldığından vücut oranları yuvarlaklaşır.
*Beden bölümlerindeki orantısızlıklar kaybolup normal oran oluşmuştur.
*Cilt, kötü beslenme alışkanlığı yoksa düzelmiş, sivilceler kaybolmuştur.
*Ek cinsiyet özellikleri gelişmelerini tamamlamış, esas cinsiyet organları birkaç yıl daha gelişmeye devam edecektir.
*Karşı cinse olan ilgi yoğunlaşır.
*Yüzde, vücutta ve baştaki kıllar ve saçlar gelişmelerini tamamlayıp en olgun duruma gelmişlerdir.
*İç organlardaki büyüme yetişkinliğin başına kadar sürer gider.
*Duygusal ve kişilik gelişimi devam eder.
*Fiziksel güçte erkek-kız farkı bu dönemde en belirgin hale ulaşmıştır.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

2.Toplumda Cinselliğe Bakış

4/1/2009

FARKLI KÜLTÜRLERDE CİNSEL FAALİYET

 

           Her toplum cinsel davranışa bazı sınırlamalar getirir. Örneğin; ensest neredeyse bütün kültürlerde yasaklanmıştır. Cinsel davranışın diğer yönlerine –çocuklarda cinsel faaliyet, evlilik öncesi cinsel ilişki, mastürbasyon- farklı toplumlarda değişen ölçülerde izin verilir.

 

           Bazı çok hoşgörülü toplumlar otoerotik faaliyetleri ve her iki cinsiyetten çocuklar arasında cinsel oyunu teşvik eder ve onların yetişkinlerin cinsel etkinliklerini gözlemlemelerine izin verir. Örneğin; Afrika’daki Chewa’da, çocukların cinsel faaliyette bulunmaması durumunda ileride çocuk sahibi olamayacağına inanılır. Yeni Gine’deki Sambia, biseksüelliği kurumlaştırmıştır. Buna göre bir erkek çocukluğunda yetişkin erkekler eşcinsel ilişkilere girer.

 

           Öte yandan, çok kısıtlayıcı toplumlar ilk gençlik dönemindeki cinsel davranışı denetlemeye ve çocukların cinsellik hakkında bilgi edinmelerini önlemeye çalışır. Güney Amerika’daki Cuna’da, çocukların evlenene kadar cinsellik konusunda tamamen cahil kalmaları gerektiğine inanılır; çocukların hayvanların doğumlarını bile izlemelerine izin verilmez.

 

           Yarı kısıtlayıcı toplumlar ise ergen cinselliğini hoş karşılamaz ancak buna karşı yasaklamaları sürekli uygularlar. Örneğin, çocukların cinsel faaliyetlerde bulunması yasaktır; ancak büyüklerin faaliyetlerini izlemeleri zaman zaman görmezden gelinir. Bazı toplumlarda evlilik öncesi cinsellik yasak olsa da gizli yapıldığı sürece aileler bu duruma karşı çıkmazlar.

 

 

Ülkemizde Cinsel Eğitim Konusunda Ana-Baba Tutumu

 

            Anne ve babaların çocukların cinsel kimlik kazanmalarındaki rolleri büyüktür. Özellikle ülkemizdeki ana-baba tutumlarına bakacak olursak yapılan birçok hatayı görürüz.

Ülkemizde eskiden beri cinsellik tabu olarak görülmüş ve ebeveynlerin çocuklarıyla konuşmaktan kaçındığı bir konu haline gelmiştir.

            Gelenek ve göreneklerimizce yasaklanan bu cinsel konular gençleri zaman zaman kız kaçırma, ırza geçme, eşcinsellik ya da hayvanlarla cinsel ilişkiye girme gibi sapıklığa ve suça itebilmektedir.

Ayrıca gençlerin sorularına yanıt vermeyen ana-babaların yanı sıra cinsel içerikli programlar izlemelerine izin veren ebeveynler de çocuklarının gelecekteki cinsel hayatlarının olumsuz etkilenmesine zemin oluştururlar.

             Diğer bir hata da farklı cinsiyet rolü üstlenmelerine neden olacak davranışlarda bulunmaktır. Örneğin bir erkek çocuğa kız ismi verilmesi, oje sürülmesi, onunla kız oyunları oynanması vb. erkek çocuğun yanlış kimlik kazanmasına neden olacaktır.

Yanlış model kadar modelsizlik de cinsel eğitimi olumsuz etkilemektedir. Çocuğun büyürken     evinde veya çevresinde iki cinsi de model olarak bulamazsa kimlik kazanımında bir bocalama yaşayacaktır.

            Anne ve babaların kesinlikle çocuğa verilecek cinsel eğitim hakkında bilgi sahibi olmaları, çocuklarını eğitmeden önce kendilerini doğru ve yeterli bilgilerle donatmaları gerekir.

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

3.Cinselliğin Anlamında Cinsiyet Farklılıkları

4/1/2009

Son on yılda kız ve erkeklerin birbirlerine yakın oranlarda cinsel etkinlikleri olmasına karşın, erken cinselliğin doğası ve anlamı kızalar ve erkekler için çok farklıdır. Başka bir deyişle, kız ve erkeklerin cinsel davranışları benzerlik gösterebilir ancak cinsel toplumsallaşma kız ve erkekler için oldukça farklıdır.

Tipik bir erkeğin ilk cinsel deneyimi mastürbasyonla olur. Erkekler bir ilişkiye başlamadan önce orgazmı yaşamışlardır ve nasıl uyarılacaklarını bilirler. Ayrıca ilk cinsel eşlerini yeni tanıştıkları veya öylesine çıktıkları birisi olarak tanımlarlar ve cinselliği başlatan bu durumda genelde erkek tarafı olmaktadır.

Erkeklerin ilk cinsel ilişkilerinin genellikle akranları arasında onaylanma için ve eğlence aracı olarak gördüğü için gerçekleşmesi, zevk alma, heyecan, doyum gibi ifadelerden daha ön plandadır.

Tipik bir kızın ilk deneyimi ve yaşadığı duygular çok farklıdır. Mastürbasyon kızlar arasında çok az görünür ve erkeklere oranla çok az yapılır. İlk cinsel deneyimleriyse erkeklerin aksine duygusal bağlar üzerine yaşanır.

Kız ve erkekler cinsellikle ilgili olarak toplumda farklı tutumlarla karşılaşırlar. Erkekler duygusallık içermeyen cinsellik konusunda hoşgörülürken hatta bazen de desteklenirken, kızlar için çoğu zaman gizli yapılan veya yasaklanan bir durum olarak görülmüştür. Bunun ortaya çıkış sebebi kızların evlilik dışı cinsellik durumunda gebe kalma riskinin önüne geçmektir. Bu nedenle aileler kızlarına karşı daha korumacı bazı yerlerde iste tehditkâr ve yasaklayıcıdırlar.

Bunun sonucunda kızların cinselliğe karşı bir önyargı oluşturmalarına sebep olmuştur. Çoğu zaman duygusallık dışı cinsellik yaşadıklarında dışlanacaklarını düşünürler. Gerçekten de bu çoğu zaman doğrudur. Duygusal bağlantılı bir cinsellik yaşadığı durumlarda bile bunu anlattığı arkadaşları tarafından tepki alabilir.

Ergen kızlar için erken cinsel deneyim duygusal bağlanma ve bazen de gebe kalma korkusuyla ilişkilidir. Yaklaşık 25 yıl önce bekâret kaybetme konusu arkadaşlarla paylaşılmamakta ya da çok nadir rastlanmaktayken, günümüzde bekâretini kaybettikten bir süre sonra arkadaşlara açıklanmaktadır. Bunu anlatırken ise çoğu nasıl tepki alacağını kestiremediğinden dolayı endişe duyar. Ancak erkekler ilk cinsel deneyimini yaşadıktan sonra hemen akranlarına anlatırlar ve bunu bir övünç kaynağı olarak görürler. Genellikle duruma kızlar gibi duygusal değil çevresi tarafından onaylanma, bir statü sahibi olma amacıyla bakarlar.

Bunları söylerken bütün erkeklerin ve kızların bu şekilde olduğu düşünülmemelidir. Bakış açıları kültürel ve tarihsel olarak değişkenlik gösterebilir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

4.Cinselliğin Başlamasını Etkileyen Faktörler ve Erken Yaşta Cin

4/1/2009

 

Cinselliğin Başlamasını Etkileyen Faktörler ve Erken Yaşta Cinsel İlişki

 

 

            Kızlar ve erkekler ergenlik döneminde olan değişikliklerin önceden farkında olmadığında, kızlar menstrüasyon (adet kanaması) başladığında, erkekler ise gece boşalmaları sırasında karmaşa yaşamaktadır. Bu nedenle önceden desteğe gereksinim duyarlar. Bu dönem ayrıca cinsel davranış ve kararların verildiği bir dönemdir. Gençler erken ve korunmasız cinsel ilişkiyle olumsuz olarak etkilenmekte, cinsel bir ilişkinin sonuçlarını düşünmeden cinselliği yaşamaya başlamaktadırlar. Birçok durumda, gençlerin erken cinsel ilişkiyi istemeden, zorlama ve baskı ile yaşadığı da bilinmektedir.

            Kentlerin hızlı büyümesi, çatışmalar, göçler, savaşlar, ekonomik zorluklar ve aile bağlarının zayıflaması, genç kız ve erkeklerin daha erken yaşlarda cinselliği yaşamasına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, cinsel gelişme daha erken yaşlara doğru kaymakta ancak, birçok toplumda çeşitli etkenlere bağlı olarak, evlenme yaşı da yükselmektedir. Sonuç olarak, genç bir insan için evlenmeden önce neredeyse on yıldan daha uzun süre cinsel olarak aktif olabileceği bir dönem yaşanmaktadır. Gençlerin bu süre içinde kendilerini ya da cinsel eşlerini risk altına almadan, baskı ve beklentilerle mücadele edebilme becerisine sahip olmaları gerekmektedir.

            Milyonlarca genç insan cinsel şiddet, istismar ve cinsel nesne olarak kullanıma maruz kalmaktadır. Birçok toplumda kadınlar bu durumlardan, erkeklere göre daha fazla mağdur olmaktadır. Kadınlar çoğu kez erken evliliği reddetme, gebelikler arasındaki süreyi uzatma ya da korunmasız cinsel ilişkiyi reddetme haklarını kullanamamaktadır.

            Bu gebelikler sonucundaki doğumlar hem kadının hem erkeğin sosyal yaşamını alt üst etmektedir. Bazı toplumlarda erken cinsel ilişkinin yaşanmasına neden olan erken evlilikler geleneksel olarak desteklenmektedir. Her yıl, 15-19 yaş grubunda 15 milyon genç kadın doğum yapmaktadır. Bu kadar genç yaşta olan gebeliklerde annenin ölüm olasılığı daha geç yaşta olan gebeliklere göre 2-3 kat daha yüksektir.

            Ayrıca genç ebeveynin eğitim hayatı sona ermektedir. Gençler, ekonomik olarak bütün hayatlarını etkileyen bir karar almış olmaktadırlar, duygusal ve fiziksel olarak hazır olmadığı bir dönemde anne-baba olmak zorunda kalmışlardır. Bu da bir insanın bütün hayatını şekillendiren bir olaydır ve sonuçta eğitimden, üretimden uzak; mutsuz insanlar topluluğunu oluşturmaktadır.

            Evliliğin olmadığı durumlarda ise korunmadan yaşadıkları cinsellik sonucunda oluşan gebeliklerini isteyerek sonlandırmaktadırlar. Yasal çerçeve dışında olan ve isteyerek yapılan bu düşüklerde ortam ve malzemelerden dolayı enfeksiyon, kısırlık ve hatta ölüm riski daha yüksektir. Bazı cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, henüz bedensel korunma sistemlerinin gelişmediği bu dönemde daha sık görülmektedir. Her yıl, 20 gençten birisi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yakalanmakta ve buhastalıkların çoğu tedavi edilebilir olduğu halde tedavi edilmemektedir. Yüz milyon genç kız cinsel yolla bulaşan enfeksiyon nedeniyle tedavi almaktadır. Bunlardan en büyük sorun teşkil edeni HIV virüsüdür. HIV/AIDS dünyada bir salgın halinde seyretmektedir. HIV enfeksiyonlarının %40'ı 15-24 yaş grubunda görülmektedir; bu da her yıl iki milyona yakın karşılık gelmektedir.

 

HIV/AIDS HAKKINDA
 

HIV, insan bağışıklık yetmezlik virüsünün adıdır. AIDS ise kazanılmış bağışıklık yetmezlik sendromudur.
 AIDS’ in yani HIV’in ilk olarak nereden, nasıl ve ne zaman geldiğine ilişkin çok kesin bilgiler olmamasına karşın bir takım varsayımlar ortaya konmaktadır. Olasılığı yüksek olan varsayımlarda en kuvvetlisi; HIV’in Orta Afrika’da ev hayvanı olarak bakılan yeşilbaşlı maymunda bulunan bu virüs hayvanda herhangi bir hastalığa neden olmamasına karşın insana geçtiği zaman değişime uğrayarak insana zarar veren HIV virüsüne dönüştüğüdür.

HIV/AIDS:  

- Korunmasız her türlü cinsel ilişki,
- Test edilmemiş kan ve kan ürünleri,
- Anneden bebeğe (anne karnında, doğum sırasında ya da emzirme ile),
- Ortak enjektör, jilet… kullanımı   ile bulaşır!

HIV/AIDS:  

- Tuvalet, banyo, havuz, sauna, ev gibi ortak kullanım alanları,
- Tabak, kaşık gibi ortak eşya kullanımı,
- Dokunmak, el sıkışmak, sarılmak, okşamak, sosyal öpüşme gibi temasla,
- Öksürme ve hapşırma ile
- Sivrisinek ısırması ile
- DOSTLUK ile bulaşmaz!

HIV/AİDS’TEN KORUNMA YOLLARI:

- Mümkün olduğunca az sayıda kişi ile cinsel ilişki kurmak.
- Başkaları ile ilişkide bulunduğunu bildiğiniz ya da bunu meslek olarak yapan kişilerle cinsel ilişkide bulunmaktan kaçınma.
- HIV taşıyıp taşımadığından emin olunamayan kişilerle girilecek her türlü cinsel ilişkide mutlaka kondom (prezervatif) kullanmak.
- Kan nakli için kullanılacak kan ve kan ürünlerinin (aşı, serum, vb.) mutlaka gereken testlerden geçirilmiş olduğundan emin olmak.
- Damar içi ilaç kullanımında kesinlikle ortak enjektör kullanmamak.
- Berberde tıraş olurken yeni bir jilet kullanıldığından, usturanın dezenfekte edildiğinden emin olmak.
- Manikür ve pedikürde kullanılan araçların dezenfekte edilmiş olmasına dikkat etmek.
- Sağlık hizmeti alırken açılmamış enjektör kullanılmasına, kullanıldıktan sonra atılmasına ve kullanılan aletlerin mikroptan arındırılmış olmasına dikkat etmek.
- Kan kardeşi olmak, başkalarının yaralarına açık elle dokunmamak.
 Yukarıda sayılan korunma yolları aynı zamanda cinsel yolla bulaşan hastalıkların tümüne ilişkin korunma yollarıdır. Ayrıca cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkında bilgilenmek, bir belirti görüldüğünde hemen doktora başvurmak, üreme organlarında oluşan yara,bere, sivilce v.b.’nin  hemen tedavi edilmesi önemli korunma yollarındandır.
HIV (-) negatif, kanda bu virüsün taşınmaması; HIV (+) pozitif ise kanda HIV virüsünün taşınıyor olmasıdır.

 Önyargılar ve bilgisizlik bu konuda korkulara ve yanlış davranışlara neden olmaktadır. Bu ise hızla yayılan bu hastalığın yayılmasını engellemek yerine daha büyük bir hızla yayılmasına neden olmaktadır. HIV pozitiflerle olan ilişkilerimiz de bu doğrultuda korku, düşmanca davranış ve söz konusu insanları dışlamamıza yol açmaktadır.

 HIV/AİDS ile bilgilenerek, korunma yollarını öğrenerek ve uygulayarak  mücadele ederken HIV pozitiflerle ele ele vererek mücadele etmek temel yaklaşımımız olmalıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

ERGENLİKTE DEĞİŞİM

Ergenlik döneminde cinsellik, aile ilişkileri ve karşı cins ilişkilerindeki değişimlerden bahsedilmiştir.

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro